Sigortam ödüyormuş, kontrol niyetiyle hastaneye gittim affedersin. Kapıyı açmamla bir pırıltı dünyasına girmiş oldum ki. Yok arkadaş böyle bir güzellik. “Yere basmayalım” dedim, “Yürü deli deli konuşma” dedi bizimki. Bal dök yala, o derece, birinci sınıf replika mermer. Duvarlara baksana, birinci sınıf replika taş. Ya şu çevremizi sarmış, coşku [...]
Sunay Demircan
Sahnelenen oyun, sonunda her koşulda kaybedecek olanın, kazanmak için oynadığı yanılsaması üzerine kurulmuş, paradokslarla örülü, bitmeyen bir dramdır. Süslü üniformalar, ödüller, süslü kelimeler kaybedişe karşı kırılganlığın üzerine kuşanılmış kalkandır. “Ben” diyor bu görünme biçiminde sahnedeki tezgâha çıkmış kişi, “Ben, bu teşhir edilen sisteme tam itaat ediyor, inancımın kamusal bir ifadesi [...]
Tut ki öldün. “O nasıl söz?” Olacak iş değil de, şu ‘tut ki’ aleminde oluyor bazen. Ölüyor insan. Kültür, inanç ne olursa olsun, değişmeyen bir şey var ki, o da insan evladının “bak gidiyorum ama, sanma ki bu bir son” umudu. Gerçeğin tüm nesnel sınırlamaları ve kırılganlığına karşı, hayalin taşıdığı sınırsızlık umudu. Y [...]
"Ne bileyim kardeş." Adlı mahsun eser. Kula'daki tarihi lokantanın vitrininde güveç kabında mis gibi kuru fasulye. Yanında güveçte sarma dolma, güveçte kavurma, güveçte türlü… Yemeklerin tencerede pişip toprak kaba boşaltıldığını [...]
Parmağıma yumurta kabuğu battı. Şaş da kal! Selim "Kurcalama, çıkartmaya kalkarsan içeride parça kalır, hastaneye gidelim." Dedi. Dedim "Yok deve! Kalsa ne olur ki?" Dedi "Arkandan konuşurlar, hoş değil." İyice abarttı bu da, [...]
Anadolu’da buğdayın yerini çimentonun; tutku dolu gelecek hayallerinin yerini de ‘hemen – şimdi’ nin aldığı günlerde, deprem sonrası yeniden yapılanmayı konuşuyoruz. Akla ilk gelen inşaat, başımızı sokacak dam lazım, doğru. [...]
Acayip bir şey olacak, anlatayım mı? Geleceğin sanatının izleyiciyi pasif konumdan tümüyle çıkartan; üretimi dinamik / süreçsel bir oluş haline dönüştüren; üretici - tüketici ilişkisini üretici - üretici haline çeviren [...]
Devr-î Çökûşh ya da Şölen Sofrası’nın Sonu Çöküm çöküm çöküyoruz Sultanım. Çök ayakta kalma! Yaşlandı, yoruldu, aşındı, sonuna geldi. Suçlamıyorum, ‘keşke’ de demiyorum. Olmuş, bitmişi dile getiriyorum, o kadar. Medeniyet ve düzen uğruna [...]
Bilinen hikayedir, öğrenme heveslisi altı kör, ‘fil’ diye bir canlıyı duymuşlardır ve tanımak isterler. Bir bilene danışırlar, o da alır bunları filin yanına götürür, “dokunun ve tanımlayın” der. Birincisi filin karnına [...]
Kalem manyaklığı diye bir şey olduğunu yeni öğrendim. Öğrenmek ne ki, hasta oldum hastaaa... Ciğerlerimi sirkeli sularla yıkadılar, tuz ruhuyla gargara alemine saldılar... Demet demet sarımsaklar ... Nafile. Kalem dedim, dolma dedim. Mürekkep, defter dedim. [...]